İstanbul
asırlar boyunca medeniyetlerin buluşup kaynaştığı yer… Kalkedon,
Byzantion, Augusto Antonia, Konstantinopolis… İmparator Konstantin’in
eski Roma’dan getirdikleriyle körler ülkesinin karşısında kurmak
istediği başkent; Fatih Sultan Mehmet ile ikinci devrini yaşayan
efsane; asırlarca dünya siyasetine yön veren merkez…
İstanbul birçok şekilde anlatılabilir ama neyle anlatılırsa anlatılsın
hep bir yanı eksik kalır. Sırlarını anlatmak gerekir bu şehrin… Sırlarını,
büyüsünü, hüznünü, coşkusunu ve tabi ki asırların içinden süzülüp
gelen ihtişamını…
Bu şehirde tarihin akışını değiştiren aşklar yaşanmıştır. Bu aşkların
izini sürdüğümüzde yaşadıkları dönemlerdeki topluma, siyasete, kültüre,
sanata ve zihniyete ulaştırır bizi… İstanbul’un her taşında
tarihe tanıklık eden bir iz vardır ve her izin de bir hikayesi…
Mesela Ayasofya’ya bakarken Doğu Roma’nın en büyük kutsal yapısını,
yekpare muazzam kubbesindeki mimari şahaneliği görürüz. Haçlılar
geldiğinde yağmalanışını, harabeye çevrilişini, minareleriyle yeni
bir hayata kavuşmasının tarihini biliriz. Ama Ayasofya’yı başlatan
insanların hikayesini bilmeden yarım kalır İstanbul… Jüstinyen ile
Teodora’nın aşkı olmasa Ayasofya olur muydu acaba? Bence bu sorunun
cevabını bin beş yüz sene geride bulabiliriz.